Arz Etmek Yukarıya mı?
Bir Şeyin Ardında Koşmak
Hayat bazen çok garip. Zihnimde sürekli yankılanan bu soruyla, “Arz etmek yukarıya mı?” kendimi yeniden bulduğum bir anı hatırlıyorum. Kayseri’nin o huzurlu havasında, sabahın erken saatlerinde bir kafede otururken, bir yanda kahvemi yudumluyor, diğer yanda ise gözlerim yavaşça bulutlarla dans eden gökyüzünde gezinip kayboluyordu. Bir yandan da her şeyin peşinden koşmanın anlamı hakkında düşünüyordum.
Bir gün, birinin bana ‘arz etmek’ ile ilgili bir şeyler sorması, bütün dünyamı değiştirebilirdi. Fakat bu sorunun kaynağı, basit bir soru olmaktan çok daha fazlasıydı. Bir kayıptı, bir kararsızlıktı, bir arayıştı. O an, gerçekten neyin peşinden gitmek istediğimi ve bana neyin ait olduğunu, hedeflerimi bir daha sorguladım.
Hayal Kırıklığı ve Üzüntü
Kafemde otururken, yaşadığım bir olay kafamda tekrar dönüp duruyordu. Bir zamanlar her şeyin “olması gerektiği gibi” olduğunu düşündüğüm bir zamanda, aradığımı bulmak üzere yola çıktım. O zamanlar başarmam gereken çok şey olduğunu sanıyordum, her şey yolunda gidecek gibiydi.
Ama sonra olmadı. Hedeflerim birbiri ardına devrildi, planlarım bozuldu. Kendimi kaybolmuş hissettim. Sadece başarmaya, bir noktaya ulaşmaya yönelikti her şey. Ve buna rağmen, sonuca vardığımda içimde bir boşluk vardı. Hayal kırıklığı içinde kaybolmak gibi bir şeydi. Hep yukarıya doğru, bir yerlerde olduğunu düşündüğüm o ‘şey’ için uğraşıyordum ama hep eksik hissediyordum. Arz ettiğimi düşündüm, ama acaba gerçekten yukarıya mı arz ediyordum? Ya da hep yanlış yolda mıydım?
Yukarıya Arz Etmek mi, İçeriye mi?
Bu sorunun cevabını, daha derin bir şekilde, kendi içimde bulmaya çalıştım. Arz etmek, gökyüzüne doğru bir adım atmak gibi mi olmalıydı? Yoksa içimdeki boşluğu, kalbimi anlamak için bir yolculuğa çıkmak mıydı? Bazen neyi hedeflediğimi tam anlamadan, sürekli yukarıya doğru bakıyordum. Belki de arz ettiğim şey, yukarıdaki dünyada değil, içimdeki karanlık köşelerdeydi.
Bir sabah, işte o anlardan birinde, birdenbire fark ettim. Yükselmek, bazen sadece yukarıya gitmek demek değildi. Aslında o an, kendime soruyordum: Yukarıya arz etmek mi, yoksa kendi iç yolculuğumda doğru bir yön bulmak mı? Sorunun cevabı, o an gözlerimi kapatıp kalbime odaklanmamla ortaya çıkmıştı.
Ve o zaman, kalbimdeki duyguların daha derin olduğunu hissettim. Arz ettiğimi düşündüğüm şey, yukarıya gitmek değil, aslında içimdeki boşluğu doldurmaktı. Yukarıya doğru bir adım atmak belki de sadece geçici bir çözüm değil, içsel bir anlam arayışıydı.
İçsel Huzur Arayışı
O gün, dışarıda biraz rüzgâr vardı. Ağaçlar hafifçe sallanıyor, doğa adeta beni içine çekiyordu. Hayatın sürekli bir koşuşturma içinde geçtiği bir dünyada, bazen durup düşündüğümde fark ettiğim tek şey, her şeyin birbirine ne kadar bağlı olduğuydu. Arz ettiğim şey, belki de yukarıya doğru değil, içimdeki huzura doğru bir yolculuktu. Başarı, her zaman hedeflere ulaşmak değilmiş, asıl önemli olan kalbin huzuruymuş.
Kafede geçirdiğim saatlerin ardından, bir karar aldım. Arz ettiğim şeyin ne olduğunu anlamak için, önce içsel dünyama dönmeliyim. Bu yolda kaybolan ben, artık kendimi bulmalıyım. O yüzden, hayal kırıklığı ve umutsuzluk içinde kaybolmak yerine, kendimi aramaya başladım. İçsel yolculuğumda, gerçekte ne istediğimi ve neye ulaşmam gerektiğini bulmaya karar verdim.
Sonuç: İçsel Yükseliş
O günden sonra, yukarıya arz etmenin sadece bir yön olmadığını kabul ettim. Kendi iç yolculuğuma çıktım ve bir şey öğrendim: Gerçek anlamda yükselmek, içindeki huzuru bulmaktan geçiyor. Arz ettiğin şeyin ne olduğunu tam olarak bilmediğin zamanlarda, dış dünyaya değil, iç dünyana yönelmek gerekiyor.
İçsel bir yolculuğa çıktığımda, artık “arz etmek yukarıya mı?” sorusunun cevabını bulabilmiştim. Arz etmek, sadece yukarıya gitmek değil, insanın kendisini bulması ve o yolda yükselmesiydi. Ve evet, bazen yukarıya doğru bakarken, aslında içindeki cevabı görmek en doğrusu.